Malatya Turizmi,Kültür ve Gelenekleri




MALATYA TURİZMİ, GÜZEL SANATLAR VE KÜLTÜRÜ



Malatya’nın sanat eserleri bugünkü yerleşme merkezinden 12 km uzaklıkta bulunan Eski Malatya’dadır. Buradaki eserler Hitit, Asur, Selçuklu, Memluk ve Osmanlı devirlerine aittir. Malatya’da görülen en eski eser, şehrin yakınındaki Aslantepe’de, kazılarda bulunmuş olan Hitit ve Asur devirlerine ait saray kalıntılarıdır. Öteki önemli eserler;

Nemrut, karayoluyla, Pütürge ilçesi, Tepehan beldesi üzerinden ulaşılan Doğu ve Batı medeniyetlerinin, 2150 m yükseklikte muhteşem bir piramitteki kesişme noktası, Dünyanın sekizinci harikası Nemrut, yüksekliği 10m’yi bulan büyüleyici heykelleri, metrelerce uzunluktaki kitabeleriyle, UNESCO Dünya Kültür Mirasında yer almaktadır. Nemrut Malatya ile Adıyaman sınırında bulunmaktadır.

Aslantepe höyüğü, Malatya’nın 4km. kuzeydoğusundaki Orduzu (Bahçebaşı) kasabası toprakları içinde yer alan Aslantepe’de yapılan kazılarda, Neolitik çağda yerleşilmiş olan bu höyüğün üst kısımlarında M.Ö. XIII. yy.da yapılan bir Hitit sarayı ile daha sonra Asurlu bir valiye ait sarayın kalıntıları ortaya çıkmıştır.

Malatya kalesi, bugünkü Malatya şehrinin 8 km kuzeyinde Eski Malatya (Melitene) şehrinin kalesi, I. yy. da Roma imparatoru Titus tarafından yaptırıldı. 532’de Bizans imparatoru Justinianus kaleyi tamir ettirdi. 575’te İran hükümdarı Hüsrev I zamanında ve 934’te Bizanslılar tarafından tahrip edilen kaleyi 1057-1067 yılları arasında Bizans imparatoru Dukas ve 1181’de Kılıç Arslan II yeniden tamir ettirdiler. Malatya kalesinin planı yamuğa benzer. Doğu cephesi 850 m, kuzey cephesi 500 m, batı cephesi 800 m, güney cephesi de 750 m uzunluğundadır. Doğuda 24, kuzayde ve batıda 23, güneyde 24 kule ve burcu, ayrıca 11 kapısı vardır. Sur ve burçların yapımında düzgün şekilde yontulmuş taşlar kullanılmıştır. Kale yüksekliği 20 m.’yi bulan iki sıra surla çevrilidir. Birinci sur değerinden 15 m kadar daha alçaktır.

Ulucami, Eski Malatya şehri surlarının ortasındadır. Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubad I devrinde, Yakuboğlu Mansur tarafından yaptırıldı (1224). Plan bakımından klasik <> tiplerinden farklı olarak derinliğine bir mekanı vardır. Mihrap önü kubbesi, eyvan ve revaklı avlusuyla İran’daki büyük Selçuklu camilerine benzer. Tuğladan yapılmış olan ilk yapıdan bugüne, iç avludaki eyvan, eyvan tonozu, mihrap önü kubbesi ve avlu çevresindeki batı revakları kaldı. Ayrıca, yapıldığı devirden kalan çini, mozaik ve sırlı tuğla dekorlar da ilgi çekicidir. Çeşitli devirlerde yapılan onarımlardan en önemlisi, XIV. yy.ın ikinci yarısında Memluklar tarafından yapıldı. Bu arada yapılan bir takım eklerle yapı ilk biçimini kaybetti. Güney cephesindeki portal ve basık kubbe, Memluk devrinde yapıldı. Caminin, üzeri zengin dekorlu ahşap mimberi çok ilgi çekicidir; bu mimber, 1932’den beri Ankara Etnografya müzesinde muhafaza edilmektedir. Malatya Ulucamii, zengin sırlı tuğla ve mozaik çini dekorları bakımından da Selçuklu camilerinin tipik bir örneğidir. Caminin yanında güney yönünde çok harap bir medrese kalıntısı vardır. Yapının tarihi kesin olarak belli değildir, XIII. yy.ın ortalarında yapıldığı sanılır;

Ulucami medresesi, Eski Malatya’da Ulucami’nin güneyinde bulunan medresenin yapılış tarihi kesin belli değidir. Fakat elde kalan birkaç parça süslemenin karakter ve üslubu XIII. yy.a ait bir Selçuklu yapısı olduğunu gösterir. Bugün yalnız esas eyvanı ve kapısının batı tarafında bir odası kalmıştır. Çok harap olmasına rağmen, mihrap üzerinde sarmaşık motifleriyle işlenmiş stalaktitlerin izi görülür.

Musalla-namazgah, Eski Malatya surlarının dışında Malatya-Sivas karayolu üzerinde (Meydanbaşı mahallesi), Selçuklu sultanı Keyhüsrev II zamanında Sucaeddin İshak’ın oğlu olan Selçuklu kumandanı Kemeleddin Kamyar tarafından yaptırıldı (1243). Memluklar devrinde sultan Meliküleşref Ebül Nasr Kayıtbay tarafından tamir ettirildi (1474). Anadolu’da bu tipin ender örneklerinden biri olan yapıdan, bugün mihrap ve mimber duvarı kaldı. Kemer biçimindeki mihrap nişini, Selçuklu taş işçiliğinin bir örneği olan, içleri yıldız motifleri, örgüler, lotus ve zincir motifleriyle süslü dört bordür çevirir. Mihrap nişi de alternatif dizilmiş iki renkli kesme taştan yapılmıştır.

Hörümdede minaresi, Meydanbaşı mahallesinde, Ulucami’nin güneyinde tuğladan yapılmış tipik bir Selçuklu minaresidir. Yapılış tarihi belli değildir (XIII. yy.a ait olduğu sanılır). Minare, sekizgen tuğla kaide üzerinde silindirik olarak yükselir. Firuze renkli çini frizler ve şerefe altındaki kufi kitabe ilgi çekicidir. Son zamanlarda minarenin tuğla kaidesinin alt kısmı moloz taştan bir kılıf içine alındı ve şerefeyle üst kısım yıkıldı;

Meliksunullah camii
(Adile camii de denir), Alacakapı mahallesinde , Ulucami’nin batısında, Eski Malatya’da Memluk devrine ait eserlerden bugüme kadar kalabilmiş tek örnektir. Halk arasında Vaizocağı veya Vaizbaba adıyla da anılır. Memluk sultanı Melikülzahir Berkuk zamanında Abdullah Hüsnüoğlu Cerkeş tarafından yaptırıldı (1394). Bugün caminin yalnız minaresi ayakta durmaktadır. Minarenin kesme taştan kaidesi kare biçimindedir. Silindirik gövdeye tuğladan yapılmış sekizgen bir kasnakla geçilir. Şerefenin altında bugün çoğu dökülmüş firuze renkli çinilerden meydana gelen bir friz vardır. Tuğla mukarnas dekorun altında da süslemeler görülür. Şerefeden sonraki kısmı yıkılmıştır;

Akminare camii, şehir surunun dışında, Değirmenönü mahallesinde Selim II zamanında, Zaim Yusufoğlu Himmet Bey tarafından yaptırıldı (1573-1574). Kare mekanlı, tek kubbeli, tek minareli karakteristik bir Osmanlı camiidir. Kesme taştan yapılmış olan yapının güney ve batı duvarlarında ikişer pencere yer alır. İç kısmı, mihrap ve mimberi çok sadedir. Mihrabın solunda vaiz kürsüsü olarak kullanılan bir niş vardır. Kesme taştan yapılmış minare, kuzeydoğuda ve yapıdan biraz uzaktadır. Kare kaide üzerinde sekizgen şeklinde ikinci bir kaide ve üzerinde minare gövdesi yükselir. Mukarnaslarla süslü şerefe ve üst kısım bugün yıkılmış durumdadır;

Sütlüminare camii, şehir surlarının güneyinde, Meydanbaşı mahallesinde (Evliya Çelebi’nin Seyahatname’simde Çermikmahalle camii olarak kaydedilir) XVI. yy. sonuna ait bir Osmanlı yapısıdır. Bugün yalnız minaresi sağlamdır. Duvarları çok harap olmakla birlikte tek kubbeli, kare mekanlı bir cami olduğu anlaşılır. Cami ve minare kesme taştan yapılmıştır;

Karahan camii, surların dışında, Karahan mahallesindedir. Kuzey cephesinde girişin üzerinde yer alan kitabeye göre Malatya miralayı Abdullah oğlu Hüsrev Bey tarafından yaptırıldı (1583). 1900’de onarıldı. Kare planlı küçük bir camidir. Üçbölümlü bir son cemaat yeri vardır. İç kısım iki sütun dizisiyle üç nefe ayrılmıştır. Mihrap ve mimber basittir; üzerlerinde süs yoktur. Son onarımlarda yapılmış olan minare, onaltı köşelidir. Kesme taştan kare bir kaidesi ve tuğladan sekizgen bir geçişi vardır. Şerefe altında tuğla frizler yer alır;

Emirömer mescidi ve türbesi, Alacakapı semtinde, Emirömer mhallesinde, Emirülazam Ömer Bey adına yaptırıldı (1563). Kesme taştan yapılmış dörtgen planlı tipik bir Osmanlı mescididir. Çok sade olan iç kısımda kesme taştan yapılmış sivri kemerler yer alır. Sanduka, girişin sağındadır. Taş portal, süslemesi bakımından ilgi çekicidir;

Sittizeynep türbesi, surların dışında, Karahan mahallesindedir. Kesme taştan yapılmış sekizgen gövdeli bir mezar yapısıdır. XIII. yy. sonuna ait bir Selçuklu eseri olan yapının üzerini yine sekizgen bir külah örter. Gövdeden külaha üç kademeli bir silme ile geçilir. İç kısımda kime ait olduğu bilinmeyen bir mezar vardır;

Hacınefisehatun türbesi, Meydanbaşı mahallesindedir. Kitabesi yoktur. Kare planlı, kubbeli bir yapıdır. İç kısımda Nefise Hatuna ait olduğu bilinen bir sanduka vardır.

Eski Malatya’daki diğer türbeler arasında Üçkardeşler türbesi, Beşkardeşler tübesi, Karababa türbesi, Alibaba türbesi, Ahmetduran mescidi ve türbesi sayılabilir. Öteki önemli tapılar:

Kanlıkubbe, Meydanbaşı mahallesinde, köşelerinde payeler olan kare planlı taş ve tuğla karışımı bir yapıdır. Üzeri kasnaksız, tuğladan bir kubbeyle örtülüdür.

Silahtarmustafapaşa kervansarayı, şehrin batısında Alacakapı mahallesindedir. Eski Malatya’da Osmanlı devrine ait en önemli eserdir. Murad IV’ün silahtarı Bosnalı Mustafa Paşa tarafından yaptırıldı (1637). Bugün bir harabe durumunda olan yapının dikdörtgen avlusu ve holü ile tipik kervansaray planındadır. Doğu cephesindeki portalden çevresi revaklı avluya girilir. Bugün sadece güneybatıdaki revaklardan bir kısmı ayaktadır. Revaklardan sonra dışa açılan mekanlar gelir. Bunların dükkan olduğu sanılıyor. Ayrıca kervansarayın ısınması için yapılmış konik külahlı ocak nişleri ile misafirlere ayrılmış oniki oda vardır. Kuzey, doğu ve güney cephelerinden hiçbir iz kalmadı; batı cephesi son yıllarda restore edilmeye başlandı.

Malatya Atatürk Evi Müzesi, Malatya Atatürk Evi, eski Halkevi binasında 1981 yılında düzenlenerek ziyarete açılmıştır. Atatürk'ün Malatya'ya ilk geldiği zaman bir gece kaldığı eski Türk Ocağı, daha sonra Halkevi Binası'nın giriş katındaki iki oda, 1981 yılında Atatürk Evi olarak düzenlenmiştir. Girişte, sağdaki ilk oda Atatürk'ün Halkevini ziyaret ettiği sarada kullandığı masa ve koltukla döşenmiş, işlemeli bir sehpa konulmuştur. Girişin solundaki odada, Atatürk kitapları sergilenmiştir.

Kaynak: Meydan Larousse



DOĞAL GÜZELLELİKLER VE MESİRE YERLERİ
Orduzu Pınarbaşı
Orduzu Pınarbaşı, Malatya merkezinde adı en çok bilinen mesire yeridir. Malatya-Elazığ karayolu üzerinde, merkeze 5 km. mesafede Bahçebaşı (Orduzu) semtinde kaynak sularının önüne set çekilerek bir gölet oluşturulmuştur. Yamaçları çam ağaçlarıyla çevrili olan bu yer yaz aylarında şehir halkının dinlenme yeridir. Yazın sıcak günleri Malatyalılar ve zaman zaman da dışarıdan gelenler Pınarbaşı'na akın eder ve göl kenarında piknik yapıp dinlenirler. Yazlık gazinolar, Malatya Belediyesi tarafından göl kenarında yaptırılan dinlenme tesisleri ve Mişmiş park'ta inşa edilen Kayısı Fuarı alanı Orduzu Pınarbaşı'nı, kentimizin en gözde dinlenme alanı haline getirmiştir. Ayrıca, yörenin güzelliği ve sakinliği göz önüne alınarak, buraya Malatyaspor Kulübü, Spor Kompleksi ve yüzme havuzu yaptırmıştır. Futbolda kentimizi temsil eden Malatyaspor, yıl boyunca söz konusu tesislerden yararlanır. Kompleksteki çim saha, Malatyaspor tarafından antrenman alanı olarak kullanılırken, toprak saha amatör takımların hizmetindedir. Ek olarak, açık yüzme havuzu yaz aylarında yüzme müsabakalarına sahne olduğu gibi, halkın kullanımına da sunulur.

Horata
İl merkezine 5 km. mesafedeki Konak Kasabası'nda, Beydağı'nın eteklerinde çıkan Horata suyunun çevresinde bir mesire yeridir. Yaz aylarında kent merkezinden Horata'ya akın eden Malatya halkı, durgun, temiz ve soğuk suların yanında dinlenme fırsatı bulmaktadır.

Gündüzbey
Malatya'ya 8 km. uzaklıktaki Yeşilyurt llçesi'nin kasabası olan Gündüzbey, Derme Deresi'nin kaynak yeridir. Yeşile bezeli doğal güzellik, suyun bolluğu ve kasabanın sakinliği halkın ilgisini çeker ve yaz aylarında ziyaretçi akınına uğrar. Kasaba içindeki ve yakınındaki parkların yanı sıra, Kapılık adıyla bilinen mevki görülmeye ve dinlenmeye değer yerler arasındadır.

Davullu Pınar

Yeşilyurt ilçe merkezine 2 km. mesafedeki Taftacık mevkiinde kaynak sularının kayaların arasından çıkıp dereye karıştığı bir dinlenme yeridir.

İnek Pınarı
Yeşilyurt İlçesindeki İnek Çayı'nın kaynağındadır. ilçeye 5 km. mesafede, Kadir Uşağı köyüne giden yol üzerindeki, Altmalı mevkiindedir. Doğal güzelliği, sakinliği ve yöredeki meyva bahçelerinin bolluğu, İnek Pmarı'nı görülmeye değer kılar. İnek Pınarı, yaz aylarında ilçedeki vazgeçilmez piknik yerlerinden biridir.

Sürgü Takaz
Doğanşehir llçesi'nin, Sürgü Kasabası'nda kaynak sularının çıktığı Sürgü Vadisinde yer alır. Malatya'ya 70 km. mesafededir. Asfalt yol ile ulaşılan mesire yeri bol, temiz ve soğuk sulu Takaz kaynağının oluşturduğu doğal bir akvaryum görünümünde olup, alabalık üretme tesisleri de bulunmaktadır.

SürgüTakaz, halkın, piknik için ilgisini çekerken, yöreyi ziyaret edenler, lezzetli alabalıkların tadına bakmaktan geri kalmazlar.

Sulu Mağara
Doğanşehir İlçesi, Polat Kasabası'na 6 km. mesafede olup, mağara içerisinde sarkıt ve dikitler mevcuttur. Görülmeye değer doğal bir güzeliktir.

Günpınar Şelalesi
Darende Ilçesi'nin 10 km. batısındadır. Günpınar Çayı, kaynağından çıktıktan sonra kayalar arasında oldukça yüksek bir düşüş yapar. Şelalenin çıkardığı ses, toz halinde çevreye yayılan su zerreciklerinin kayalar üzerinde akışı izlenmeye değer görüntüler ortaya çıkarır. Şelalenin çevresini kaplayan ağaçlar, Günpınar'm görünümünü daha da muhteşem hale getirir. Şelale, her yıl çok sayıda ziyaretçinin akınına uğramaktadır. Günpınar'ın çevre düzenlemesi Özel idarece yaptırıldıktan sonra, şelalenin cazibesi daha da artmış bulunmaktadır.

Somuncu Baba ve Çevresi
Darende ilçesi, eski Darende mevkiinde yer alan Somuncu Baba Camii önünde bulunan balıklı havuzu, balıkların çıktığı kuyu ile, caminin hemen yanında akan Tohma suyunun geçtiği vadi ve Tohma kenarındaki Kudret hamamı görülmeye değer yerlerdir.

Yukarıda sayılanların dışında, Arguvan ilçe merkezine 10 km. uzaklıktaki Kızık Köyü'nde bulunan, Balıklı Çeşme ile Bemara Çayı'nın geçtiği yeşilliklerle örtülü vadi, ilçenin 3 km. uzağındaki Dolaylı Mahallesi'nde Büyük Bağ adındaki su başı ile Gürge Köyü'ndeki Deliklitaş Arguvan Ilçesi'nin; Güzelyurt, Ilıcak, Uğurpınar, Şıp Şıp, Zurbahan ve Yücekaya Hekimhan ilçesinin mesire yerleridir.



SAĞLIK (İÇME VE KAPLICA) VE DAĞ TURİZMİ İMKANLARI
İspendere İçmesi
Malatya Elazığ yolu üzerinde Malatya'nın 28 km. doğusunda ispendere köyündedir. içme, ağaçlar arasında açık bir alanda olup, üç kaynaktan çıkan su hem içme, hem de banyo yapma amaçlı kullanılmaktadır. Suyu; sindirim sistemi, idrar yolları ve karaciğer hastalıklarına iyi gelmektedir. îl Özel idaresince yaptırılan bir motel ve gazinosu mevcuttur.

Balaban İçmesi
Darende İlçesi, Balaban bucağına 1 km. uzaklıktadır. Mide, böbrek rahatsızlıkları ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir.

Harap Şehir İçmesi
Doğanşehir ilçesindeki bu içmenin suyu, idrar yolları hastalıkları ve böbrek rahatsızlıklarına ivi çelmektedir.


AV TURİZMİ VE BALIKÇILIK
Malatya'da kara avcılığının yanı sıra, Karakaya Baraj Gölünde su ürünlerinin yetiştirilmesi, balıkçılığın gelişmesini sağlamıştır. Kara avcılığı, keklik avına dayanır, ilin her bölgesinde dağlık ve meşelik kesimlerdeki kekliklerin bilinçsizce avlanması, bu hayvanın sayısında azalmaya yol açmıştır. Arapgir ve Pütürge ilçesinde yaban domuzu ve tavşan avlanması da yapılmaktadır.

Su avcılığı için Fırat Nehri, Tohma Çayı ve Karakaya Baraj Gölü'nden yararlanılmaktadır. Söz konusu yerlerdeki avcılık, yöre insanına ekonomik katkı sağlamaktadır.

GENÇLİK, SPOR VE KONGRE TURİZMİ
Amatör spor ve halk oyunları çalışmalarının yoğunlaşması, bölge ve Türkiye birinciliklerinin zaman zaman Malatya'da yapılması gençlik turizmine hareket katmaktadır.

Ayrıca, İnönü Üniversitesi'nce 22-24 Ekim tarihleri arasında düzenlenen "Battal Gazi Malatya Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu" ilde kongre turizmine katkıda bulunmaktadır.



MALATYA'DA BELİRLİ GÜNLER, FESTİVAL VE ETKİNLİKLER
Türkiye çapında kutlanan belirli günlerin yanı sıra, Atatürk'ün Malatya'ya ilk gelişinin kutlanması 13 Şubat, II. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün ölüm yıldönümü nedeniyle yapılan anma töreni 25 Aralık, Malatya Kayısı Bayramı ve Fuarı 17-31 Temmuz, Arapgir ilçesi Bağbozumu Şenlikleri Eylül ayının ilk haftası, Darende ilçesi Somuncubaba ve Hulusi Efendi Kültür Etkinlikleri 25 Haziran ile Zengibar Karakucak Güreş ve Kültür Festivali 26-27-28 Ağustos, Yeşilyurt Kiraz Festivali 17-18 Haziran, Akçadağ Kültür ve Sanat Şenlikleri Eylül ayında ve çilek hasat mevsimi, Pütürge ilçesinde bal festivali, Kale ilçesinde de "En iyi Çilek Üretimi – Kale Çilek Festivali" Haziran ayının 3.haftası, yarışmaları düzenlenmektedir.



YÖRENİN DİĞER ÇEKİCİLİKLERİ
Kent ve ilçelerinin doğal güzelliğinin yanı sıra, kültürel ve tarihsel eserler ile bazı yerler, turistik açıdan öneme sahiptir ve ilgi çeker. Ancak şu bir gerçektir ki, ülkemize her yıl önemli bir girdi sağlayan turizm sektöründe Malatya adına ilginin kaynağı tartışılmaz biçimde Nemrut Dağı ve bu dağdaki açık hava mabedinde sergilenen eserlerdir. Nemrut'u Battalgazi Ilçesi'ndeki eserler izler.



NEMRUT DAĞI
"Dünyanın 8. Harikası" nitelemesini hakeden Nemrut Dağı, Commagene Kralı I. Antiochos tarafından yaptırılmış bir açık hava mabedidir. Mabedde yer alan tanrı heykelleri ve kralın anıt mezarı olduğu tahmin edilen tümülüsün bulunduğu Nemrut Dağı, Malatya ve Adıyaman il sınırları içerisinde bulunmaktadır.

Güneydoğu Torosların (Tümülüsle birlikte 2.150 metre) en yüksek noktası olarak kabul edilen zirvedeki arkeolojik kalıntılar, sadece ülkemiz bazında değil, dünya bazında da büyük öneme sahiptir. 196O'lı yıllara kadar zirveye herhangi bir motorlu araçla ulaşmak mümkün değildi. O yıllara dek Nemrut'a ancak yürüyerek veya at sırtında ulaşmak mümkündü. Sonraları, Malatya ve Adıyaman tarafından ayrı ayrı yapılan yollar, zirveye minibüs, taksi gibi araçlarla ulaşmayı mümkün kıldı.

Tümülüsün yapımıyla oluşturulmuş 50 metre yüksekliğindeki tepe, onlarca kilometre uzaktan bile görülebilir. Uzaktan bakıldığında tepe, ucu sivriltilmiş bir kalem ucu görüntüsü vermektedir. Bu tepenin altında kral ve yakınlarının mezar odaları ile hazinenin olduğu ortaya atılmışsa da, şimdiye kadar yapılan çalışmalarda henüz böyle bir şeye rastlanmamıştır. Tümülüs, baş ve kafa büyüklüğündeki taşlarla kapatılmıştır. Taban yarıçapı 1.50 metre olan tepeyle birlikte, Nemrut Dağı 2.150 metreye kadar yükselir.

Nemrut Dağı'na Mayıs – Kasım ayları arasında ulaşılabilir. Diğer aylarda, yöreye özgü iklim koşulları ve coğrafya nedeniyle, dağa gidilmez. Bu aylarda karla dolu yollar ve dağlar geçite izin vermez. Dağın eteğinde Malatya Valiliğince yaptırılan 40 yataklı Güneş Otel, ziyaretçilere turizm sezonu boyunca hizmet verir.

Nemrut Dağı, sadece heykeller ve röliyefleri görmek için ziyaret edilmez. Güneşin doğuşu ve batışı, yörenin diğer çekiciliğidir. Akşam bulutların arasında yavaş yavaş kaybolan, sabah ise tersini yaparak yükselen güneş, izleyicilere unutulmaz dakikalar yaşatır ve karelerce film harcatır. Acele etmeden, yavaş yavaş yüzünü gösteren güneşin ışıkları çevresinde, aylara göre değişen, renk cümbüşleri oluşur. Bazen inanılmaz güzellikteki rengin adı mor olur, bazen kızıl, bazen de menekşe... Gece vakti, güneş battıktan sonra, bu kez ay sahneye çıkar. Eğer ay yüzünü tamamıyla gösterdiği bir dönemde ise, yani dolunaysa, zirveden bakarak Adıyaman, Malatya, G. Antep, Diyarbakır ve Ş.Urfa'yı kıvrıla kıvrıla kateden Fırat'ı seyretmek apayrı bir zevktir.

M.Ö. I. yüzyılda Commagene Krallığı'na hükmetmiş, I. Antiochos tarafından yaptırılan heykeller, tanrıları simgeler. Nemrut'un kalıntıları yapımından sonra, yüzyıllar boyu yalnızlığa terkedilmişlerdir. Sadece Dutluca, Harik, Gerger, Pütürge gibi yörelerden gelen avcılar ve çobanlar haberdar olabilmişler ve bunlar, günümüzden yaklaşık 150 yıl önce askeri amaçlarla yöreyi gezen, Prusyalı subaylar Helmut ile Moltke'yi kalıntılardan haberdar etmişlerdir. Sonrasında Nemrut Dağı zirvesindeki heykel başlarından tüm dünya haberdar olmuş, araştırmalar, kazılar birbirini izlemiş, Nemrut ile ilgili bir yığın bilgi ortaya çıkarılmıştır.


Zirvedeki Arkeolojik Eserler
Törenler için kullanılan yol, zirveye güneyden ulaşır. Platformlar kuzey, batı ve doğu'da yapılmıştır. Zirveye kadar gelip aracınızdan indiğinizde, zirveye doğu, batı ve kuzeyden ulaşabilirsiniz. Batı ve doğu platformlarında yan yana konulmuş tahtlar bulunur. Yıllar önce tahtların üzerinde Kral Antiochos ve tanrıların heykelleri bulunmaktaydı. Sonrasında heykeller tahtlarla birlikte yıkıldı. Ayrıca, geriye kalan başlar koptu.

Heykeller birbirinin üzerine konulmuş sekiz mermer bloğundan oluşur. İlk iki blok baş, üçüncüsü omuz, dördüncüsü bel ve göğüs, beşincisi kalça, altıncısı baldır ve taht, yedincisi ayak ve baldırın arka bölümleri ve son olarak sekizincisi tahtların ayağıdır.

Heykellerin ve tahtların yapımında kullanılan beyaz mermerler 30 km. mesafedeki Gerger'den, röliyeflerin yapımında kullanılan siyah mermerler ise 5 km. uzaklıktaki Karabela'dan getirtilmiştir. Heykeller doğu ve batı platformlarında simetrik olarak yan yana dizilmişlerdir. Bu heykeller şunlardır:

Herkül: Yunan Mitolojisinde yarı insan yarı tanrı bir karakter.

Artragenes: Mitolojide savaş tanrısı.

Ares: Pers tanrısı.

Kral I. Antiochos: Kral kendisini tanrı sayardı. Bu nedenle heykelini eril ve dişil tanrı heykellerinin arasına koydurdu.

ZeusOramasdes (Ahuramazda): Bu tanrı, Pers ve Yunan uygarlıklarındaki belli başlı bütün tanrıları semebolize eder. Bu heykelin başı, en büyük Zeus heykel başlarından biri olarak bilinir.

Fortuna: Şans ve kader tanrıçası. Bu heykelin başı sebze ve meyve figürleriyle süslenmiştir.

Apollo: Mitra, Helio ve Hermes karışımı güneş tanrısı.

Bunların yanı sıra, heykellerin hemen yanında kartal ve aslan heykelleri mevcuttur. İnanışa göre, kartal gökyüzünden, aslan ise yeryüzünden gelecek tehlikeleri savuşturacaktı.

Ayrıca, güney platformda Pers Kralı Darius'a ait bir portre bulundu. Kralın annesine mi, yoksa karısına mı ait olduğu belirlenemeyen bir portre de doğu platformda bulundu. Antiochos'un anne tarafından Büyük İskender'e, baba tarafından Darius'a dayandığı söylenir. Bu yüzden heykellerin tamamında Pers ve Yunan etkileri gözlenir. Bazı tanrı başları taçla süslenmiştir.

Kitabeler
Heykellerin önünde birer kitabe vardır. Kitabelerde 5 cm. uzunluğunda Pers ve Yunan dilinden yazılara rastlanır. Bunlar Kralın doğum gününü, başarılarını ve yasalarını anlatır. Bir kitabede Antiochos, "dinine bağlı olduğunu göstermek için bütün bunları yaptırdığını ve bu kutsal huzur tören yerinin zaman içerisinde asla zarar görmeyeceğini" anlatırken, bir başkasında "halkının doğum günlerinde buraya gelip dans etmesini" ister.

Röliyefler
Zirvede ilginç denebilecek röliyefler (kabartma) de mevcuttur. Bazıları kralın tanrılarla el sıkışmasını gösterir. Tanrılarla el sıkışma ve aslan heykelleri Hitit etkisinin varlığını gösterir. Özellikle, kuzey platformunda birçok aslan ve kartal heykeli vardı.

Boyutları 1.75 X 2.40 olan aslan kabartmaları tarihteki en eski burçlardan biri olarak kabul edilir. Göğüs ve çene arasında bir hilal, 19 yıldız ve vücudun değişik bölgelerinde üç Yunanca harf (Jüpiter, Merkür ve Mars'ı simgeleyen) vardır. Başlangıçta bu sembollerin anlamı bilinmiyordu. Brovvn Üniversitesi'nden Otto Nongrtovver, uzun araştırmalar sonrası, kabartmaların esrarını çözdü. Ona göre, M.Ö. 62 yılını gösteren bu semboller, Kral Antiochos'un tahta çıktığı ve tapınağı bu tarihte yaptırmaya başladığını gösteriyordu.

Yukarıda, hakkında özet bilgi verilen Nemrut Dağı, günümüzde birçok turistin ilgisini çekmektedir. Mart ayından başlayarak Nemrut'a Malatya'dan ulaşmak mümkündür. Malatya-Nemrut arasındaki Pütürge ilçesi üzerinden giden yol, Mart ayında dağa 10 km. mesafedeki Büyüköz köyüne kadar ulaşır. Büyüköz'e kadar araçla gelen turistler, yollarına at sırtında devam ederler. Çünkü, yol halen karla kaplıdır. Nisan ayından başlayarak Nemrut Dağı'nın girişine kadar gitmek Malatya tarafından sorun değildir. Kasım ayma kadar Nemrut için ziyaretçi akını başlamıştır. Avustralya ve Yeni Zelanda'dan tutun Avrupa ülkelerine kadar, hatta haritada gösterilmesi güç, ismini çoğu kimsenin bilmediği ülkelerden bile turist gelmiştir. (Örneğin, 1995 yılında Makao'dan ziyaretçi gelmiştir. Bu ülke, Çin'in güneyinde, HongKong'a yakındır).

Nemrut en yoğun ilgiyi, gezip görmeyi adeta meslek haline getirmiş, kendilerine "backpacker" denen sırt çantalı turistlerden görür. Yanlarına gezdikleri ülkelerle ilgili bilgilerin yer aldığı kitaplardan tutun çadır malzemelerine kadar herşeyi alan bu tür turistler, Turizm îl Müdürlüğü'nün öncülük ettiği "organize turlar" sayesinde Nemrut'a gider ve dönerler. Seyahat acentalarının organize ettiği gruplara dahil olan turistler, backpacker'lar kadar yoğun sayıda gelmezler. Turistler Nemrut ziyaretlerinden ve Malatya'da gördükleri konukseverlik ve ilgileden o kadar memnun kalırlar ki; bugün Avrupa'da yayınlanan birçok rehber kitapta kentimizden övgüyle bahsedilmekte, turistlerin Nemrut ziyareti için Malatya'yı tercih etmeleri önerilmektedir. Bu "memnun ayrılan bir turist bin turist demektir" sloganının çarpıcı örneklerinden sadece bir tanesidir.

Battagalgazi (Eskimalatya) İlçesi
Malatya'da turizmin ilgi odaklarından bir tanesi de Battalgazi ilçesinde yer alan eserlerdir. Bilindiği gibi Battalgazi halk arasında "Eskimalatya" adıyla anılmaktadır. Kuşkusuz bu tanımlama yersiz değildir. Roma döneminden 1838 yılına kadar Malatya halkı kent merkezi olarak bugünkü Battalgazi ilçesini seçti, "Aspuzu Bağları" denen günümüz Malatyası yazlık olarak kullanıldı. Söz konusu tarihte yapılan Nizip Savaşı nedeniyle Doğu Anadolu Kuvvetleri Komutanı Hafız Ahmet Paşa, orduyu Elazığ'dan boş olan Eskimalatya'ya getirdi. Aspuzu'ya yazlık için giden halk, ordu Eskimalatya'da kışlayınca dönemedi ve binaların tahtalarına kadar yakarak kente büyük zarar verdi. Böylece Yeni Malatya kentinin temelleri atılmış oldu. Malatya halkı, tarihin çeşitli dönemleri değişik uygarlıkların hükmü altında yaşarken, Eskimalatya'da çeşitli eserler inşa edildi.

Ulu Camii ve Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı bunlardan en önemlileridir. Camii Kebir olarak da anılan Ulu Camii ilk kez 7. yüzyılda Araplar tarafından yaptırılmıştır. Türkiye'de yaptırılan ilk camii olduğu sanılmaktadır. 1224 yılında Selçuklu Emiri Sabahattin îlyas tarafından yemden yaptırılmış, Memluk ve Osmanlılar döneminde onarılmıştır. Cumhuriyet döneminde Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce de onarımı yaptırılmıştır. Camii süsleme sanatının güzel örneklerine sahiptir. Kapı kemeri, büyük kubbe ve kasnağındaki işlemeli taş oyma motifleri, beyaz, siyah, lacivert, yeşil ve firuze renkli çini mozaikler ilgi çekicidir.

Eski Malatya'da turistlerin ilgisini çeken diğer eser Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı'dır. 1632 yılında Silahtar Bosnalı Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Karakaya Baraj Gölü
Büyük bir bölümü Malatya sınırları içinde kalan Karakaya Barajı Göl alanında, Malatya Valiliğince Kırkgöz Köprü mevkiinde yaptırılan turistik tesisler ve feribot işletmesi çalışmaları ile ilde göl turizmine canlılık katılmıştır. 1993 yılından başlayarak Valilik, mahalli imkânları kullanmak suretiyle, Kırkgöz köprüsünden başlamak üzere Kömürhan karayolu köprüsüne kadar devam eden kıyı boyunca bir sahil yolunun yapımı çalışmalarına başlamıştır. Bunun dışında, baraj kıyısında Turizm Bakanlığınca Turizm Geliştirme Planları yapılmış olup, arazi mülkiyet tespiti gerçekleştirilmiştir.

Kaynak: Malatya Valiliği web sayfası



İLÇELERDE TURİZM :



AKÇADAĞ

Akçadağ yöresinde ilk yerleşim eski Tunç devrinde başlamış, Geç Hitit, Roma ve Bizans devirlerinde devam etmiştir. Akçadağ Arga Tepesi, Ören, İkinciler Höyük ve Levent Vadisinde yapılan arkeolojik çalışmalar ilçe tarihine ışık tutmaktadır. Osmanlı döneminde bugünkü Levent bucağı da tahminen 1850 yıllarında teşkilatlandırılmış,1858 yılında ilçe merkezi şimdiki yerine, Arga’ya, nakil edilmiştir. Cumhuriyet döneminde Malatya’ya bağlı bir ilçe olmuştur. Akçadağ yüzey yapısı olarak engebeli ve ovalık bir yapı arz eder. Karasal iklim hakim olup, çiftçiliğin her türlüsüyle uğraşılmaktadır. Yörede el dokumasıyla kilim, halı, koç başı, çuval, omuz çantası, şal ve kuşak yapılmaktadır. Ekonomik nedenlerden dolayı ilçede kayısıcılık gelişmekte, halıcılık azalmaktadır. Okuma yazma oranı %98’dir. İlçe sınırları içinde TİGEM’e bağlı Sultansuyu üretme çiftliği mevcut olup, ülkemizin ünlü yarış atları burada yetiştirilmektedir. Tarihi ve doğal eserler açısından zengindir. Levent vadisi ilçenin en önemli doğal varlığını oluşturmaktadır. Bu alanın turizme kazandırılması çalışmaları devam etmektedir.



ARAPGİR

M.Ö. 1200 yıllarında kurulduğu sanılan ve eski adı Daskuza olan ilçe Malatya civarındaki en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Sırasıyla; Asur, Danişment, Anadolu Selçuklu, Karakoyunlu egemenliğinde kalmıştır. Çaldıran Savaşı’ndan sonra 1514’de Osmanlı Devletinin egemenliğine girer ve Sivas eyaletinin yedi sancağından biri olur. Diyarbakır’a 1834’te, Elazığ’a 1874’te bağlanan Arapgir, 1927 yılında Malatya iline bağlı bir ilçe yapıldı.Doğu Anadolu Bölgesinin yukarı Fırat bölümünde yer alır. Keban Baraj Gölünün etkisiyle son yıllarda, iklimi yumuşayarak karasal iklim özelliğini yitirmeye başlamıştır. Tarihi eser açısından oldukça zengindir.Ulu Cami, Cafer Paşa Cami, Mirliva Ahmet Paşa Cami, Mola Eyüp Cami, Gümrükçü Osman Paşa Cami Hamamı ve Çobanoğlu Konağı sayılabilecek tarihi eserlerden bazılarıdır.Oldukça hareketli bir toplumsal yapısı olan Arapgir, çevre ilçeler açısından merkezi bir konuma sahiptir. Tarihte önemli bir kültür, ticaret ve sanat beldesi olan, bir zamanların 40 000 nüfuslu yerleşim birimi Arapgir, sanayileşme ve ekonomik gelişmenin yarattığı ortama ayak uyduramaması sonucu, hızla nüfus kaybetmektedir. Arapgir’den başka bir yerde yetişmeyen siyah Köhnü ile Aşık Beyazı üzümünü tanıtmak için her yıl Eylül ayında Bağ Bozumu şenlikleri yapılmaktadır.



ARGUVAN

İlçede en eski yerleşimin Kalkolitik çağda başladığı, eski Tunç, Hitit, Roma ve Bizans devirlerinde devam ettiği yüzey araştırmaları sonucu anlaşılmıştır. Bu araştırmalar Morhaman, Kara Höyük ve İsa Köy’de yapılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Tahir bucağı adı ile Arapgir’e bağlı olan Arguvan sonradan ilçe olarak Diyarbakır’a, 1873 yılında ise Keban’a bağlanmıştır. Cumhuriyetin ilanıyla merkez ilçe olarak Malatya’ya bağlanmıştır. Dağlık ve ovalık bir araziye sahip ve Doğu Anadolu bölgesinin iklim özelliklerini gösterir. Su kaynakları açısından zengin olan ilçede Şotik Çayı, Morhamam Çayı Söyütlü Çay ve Çavuş Çayı bulunmaktadır. Karahöyük Köyü, İsa Köyü ve Tarlacık Köyüne bağlı Horumhan mezrasındaki Morhamam Höyükler’in yanı sıra Kızık Köyü’nde de Kutsal Balıklı Park bulunmaktadır. Halk ozanları açısından zengin olan ilçe’nin Arguvan ağzı halk türküleri meşhurdur.



BATTALGAZİ

Malatya’nın ikinci yerleşim yeri olan ve 1988 yılına kadar Eskimalatya adıyla anılan ilçenin tarihi çok eskidir. Asur ve Urartu kaynaklarında bu yöre Maldia, Melidda, Melit, Melide, Melita olarak değişik şekilde isimlendirilmiştir. Uzun yıllar Bizans, Arap ve Selçuklu Beylikleri arasında el değiştirmiştir. 1838 yılında Osmanlı ordularının burada konaklaması üzerine halkın yazlık olarak kullandığı Aspuzu bağlarının bulunduğu şimdiki Malatya yöresine yerleşmesi ile Eskimalatya önemini kaybetmiştir. Cumhuriyet döneminde Malatya’nın il olmasından sonra 1928 yılında belediye, 1932 yılında nahiye oldu. 1987 yılında Eskimalatya ismi Battalgazi olarak değiştirilerek ilçe statüsü kazandı. İlçe ekonomisinin temeli tarıma dayalı kayısıcılık ve hayvancılıktır. Karakaya Barajının yapılmasıyla yumuşayan bir karasal iklim hakimdir.Tarihi eserlerinden birkaçı şunlardır: Ulu Cami, Melik Sunullah Cami, Ak Minare, Karahan, Toptaş, Alacakaya Cami, Sıddı Zeynep Kümbeti, Emir Ömer Türbesi, Hasan Basri, Ahmet Turan, Ali Baba, Kara Baba, Edir ile Bedir Türbeleri, Kanlı Kümbet, Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı, Sütlü Minare, Namazgah, Kırkkardeşler Mezarlığı. Karakaya Baraj Gölü’nün ilçenin çok yakınında yer alması turizmin ve su sporlarının gelişme açısından ilçeye önem kazandırmıştır. Barajda balıkçılık yapıldığı gibi Özel İdareye ait gemiyle de baraj gezisi yapılabilmektedir.



DARENDE

Farsça , ‘sahip olan, var olan’, Türkçe ‘ otuz yapraklı gül’ anlamındaki Darende ismi çeşitli değişimlerden sonra bugünkü halini almıştır. Geçmişi 7000 yıllık bir tarihe uzanır. Hititlerden kalma bir yerleşim merkezidir. Darende, Asurlular, Persler ve Romalılardan sonra 8. yüzyıldan itibaren Müslümanlar tarafından fethedilerek bir kültür ve ticaret merkezi haline getirilmiştir. 1517’de Osmanlı yönetimine girerek Sivas iline; 1934’de ise Malatya’ya bağlanmıştır. Doğuyu batıya bağlayan ana güzergah üzerinde bulunması nedeniyle tarihin her döneminde ticaret merkezi olmuşken sonradan bu yolun özelliğini kaybetmesi nedeniyle ticaret anlamında durgun bir döneme girmiştir. İlçenin en büyük geliri kayısıcılıktır.İnönü Üniversitesi’ne bağlı Darende İlahiyat fakültesi Darende merkezindedir. Tarihi eser açısından zengin olan İlçede Mehmet Paşa Halk Kütüphanesi, Somuncu Baba, Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi, Balaban Şeyh Abdurrahman Erzincani Camisi bulunmaktadır. Kütüphanelerde nadide el yazması eserler vardır. İlçede bulunan tarihi eserlerin başlıcaları şunlardır. Ulu Cami ve Minaresi, Danabey Minaresi, Hacı Müşrif Cami,Tacettin Mescidi,Somuncu Baba Cami ve Külliyesi, Çilehanesi, Ozan Anıt Mezarı, Aslan Taş, Zengibar Kalesi, Bedesten, Dum Dum Mehmet Paşa Külliyesi, Balaban İçmeceleri, Uzunok, Hacılar ve Nadir Köprüsüdür. İlçede ayrıca; Günpınar Şelalesi, Somuncu Baba Camisi çevresi ve Tohma Çayı boyunca doğal güzellikler, mesire yerleri yer alır.



DOĞANŞEHİR

M.Ö. 66 yılında yerleşildiği bilinen Doğanşehir; Bizans ve Araplar’dan sonra 1399 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1441 yılında Timur tarafından yağmalanmış ve 1515 yılında tekrar Osmanlı topraklarına katılan ilçe Besni’ye bağlı nahiye olmuştur. 1946 yılında Akçadağ’dan ayrılarak Malatya’ya bağlı bir ilçe olmuştur. En önemli gelir kaynağı tarımdır. Tarihi ve mesire yerleri açısından zengindir. Merkezde tarihi sur kalıntıları mevcuttur. Sürgü Höyük yüzey kalıntıları M.Ö. II-IV bine kadar inmektedir. Mesire yeri olarak Erkenek vadisinde bulunan Şelale ile Pınarbaşı sayılabilir. Özellikle Sürgü Takas’da bulunan kutsal Balıklı Havuzlar büyük miktarda ziyaretçi çekmektedir. Sürgü’de güzel bir alabalık yiyebilirsiniz.



DOĞANYOL


500 yıl önce bir köy olarak kurulduğu sanılan ve eski adı Keferdiz olan Doğanyol 1990 yılında ilçe olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu zamanında Adıyaman ilinin Kahta ilçesine, daha sonra Elazığ iline, Cumhuriyetten sonra da Malatya iline bağlanmıştır. İlçe bölgeye hakim engebeli bir arazi üzerinde yer alan tipik bir Anadolu kasabası niteliğindedir. Güney ve doğu kesimleri dağlarla kaplı olduğundan tarıma elverişli arazi ancak ilçe kuzeyinde mevcuttur. İlçenin 2116m ile en yüksek yeri Ulubaba Dağı’dır. Orman açısından zengin bir yapıya sahiptir.



HEKİMHAN

İlk yerleşimin M.Ö. 5 000-3 500 yılları arasında geç kalkolitik devrinde başladığı yapılan arkeolojik kazılarda anlaşılmıştır. Güzelyurt Höyük yüzey buluntularında yörede M.Ö. 3000’lerde de yerleşim izlerine rastlanmıştır. Roma ve Bizans dönemlerinden sonra Selçuklular zamanında Türklerin eline geçen ilçe Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Tarihi eser kalıntılarından İpekyolu ve Likya Kralı Giges tarafından yaptırılan Kral yolunun ilçeden geçtiği anlaşılmaktadır. İlçe merkezi önceleri Keban’a bağlı bir köy daha sonra bucak olarak Akçadağ’a bağlı iken 1927 yılında ilçe olarak Malatya’ya bağlanmıştır. İlçeye adını veren Taşhan ve Köprülü Mehmet Paşa Cami tarihi eserler arasındadır.



KALE

20 Mayıs 1990 tarihinde kurulmuş olup, eski ismi yörede İzollu’dur. Osmanlı Tahrir defterinde İzoli köyü olarak geçmektedir. 3 km uzaklıkla Malatya’ya en yakın ilçedir. Yöre halkı başta kayısı olmak üzere tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlamaktadır. Malatya merkeze göre daha ılıman bir iklimi vardır. Halk tarımla uğraşır. Okuma yazma oranı %86 dır. Arkeolojik alanların başında Pirot Höyük gelir. Kazısı tamamlanan Höyük ile Urartu dönemine ait kaya yazıtı Karakaya Baraj Gölü’nün suları altında kalmıştır. İzollu Yazıtı’nın bir kopyası Malatya Müzesi’nde sergilenmektedir.



KULUNCAK

Yörede yayla hayatı süren halkın kışı geçirmek için konakladıkları yerdir. İlçenin adı kuytu bir yerde olduğu için Kuluncak’tır.20 Mayıs 1990 tarihinde ilçe statüsünü almıştır. Mehmet Halife Türbesi, Kabak Abdal ve Siyahi Baba türbesi tarihi eserler arasındadır.



PÜTÜRGE

İlk adı güzel yer, istenilen yer anlamına gelen “İmrun” olup, bundan 300 yıl önce kurulmuştur. 1892 yılında ilçe olarak Elazığ iline bağlanan Pütürge, Cumhuriyetin ilanıyla Malatya’ya bağlanmıştır. Topografik yapı itibariyle sarp ve dağlık bir yapıya sahiptir. İlçe sınırında bulunan Kubbedağı çok sert geçen kış mevsimlerinde yoğun kardan kapanabilmektedir. Bu nedenle geçim kaynağı tarımdan çok hayvancılıktır. Nemrut Dağı’nın doğu yakası ilçe hudutları içinde yer almaktadır. Ayrıca Gerar Kalesi ve Battalgazi Ziyareti gibi tarihi yerler de vardır. Kubbedağı’ndaki Vali Çeşmesi soğuk suyuyla, yaz aylarında geçenlerin uğrak ve piknik yeridir. Pütürge ilçesinde Bal Festivali düzenlenmektedir.



YAZIHAN

Tarihi İpekyolu-Bakıryolu kervanlarının yol güzergahı üzerinde bulunan Yazıhan, 1936 yılında demiryolunun, 1937 yılında karayolunun geçmesiyle önce köy daha sonra da 1947 yılında nahiye olmuştur. Karasal iklimin hakim olmasına rağmen Karakaya Baraj gölünden sonra iklim yumuşamaya başlamıştır. Geçim kaynağı hayvancılık ve tarımdır. Tarımla uğraşılan zamanın dışında, kadınlar Dirican Halısı dokuyarak ekonomiye katkı sağlamaktadırlar. Tarihi eser olarak Fethiye Köyü Hasan Basri Cami, Fethiye Höyük, Ansur (Buzluk) Mağaraları, Hacı Höyük sayılabilir.



YEŞİLYURT

İlçenin kesin tarihi bilinmemekle beraber Bizans döneminde yerleşime başladığı arkeolojik kazı çalışmalarından anlaşılmaktadır. Osmanlı döneminde Çırmıktı, Cumhuriyetten sonra İsmetpaşa adıyla anılan ilçenin 1957 yılında ilçe statüsünü alarak Yeşilyurt adını almıştır. Beylerderesi Vadisi boyunca 3 km ‘lik bir vadi üzerine kurulmuş olan ilçe, dağların çok dik ve ormansız oluşu nedeniyle erozyon ve sel taşkınlarına maruz kalmaktadır. Yeşilyurt hudutları içinde yer alan ve yapımı devam eden Malatya – Yeşilyurt – Adıyaman karayolu ilçe ekonomisine hareketlilik kazandıracaktır.Tarihi eser bulunmamakla beraber Malatya’nın mesire yeri özelliğini taşımaktadır. Yeşilyurt’un ünlü dalbastı kirazını tanıtmak için her yıl Haziranın son haftasında kiraz festivali düzenlenmektedir. İlçenin tarıma uygun araziye sahip olmaması yüzünden halk ticaretle uğraşmakta, gençler ise eğitim-öğretime büyük önem vermektedir. Bu yüzden Malatya ekonomisinin önde gelen bir çok ismi Yeşilyurt ilçesinden çıkmaktadır.
Bakınız http://www.yesilyurtunsesi.com


MÜZE VE ÖREN YERLERİ

Kernek Meydanı’ndaki Malatya Arkeoloji Müzesi ve Malatya merkeze 6 km. uzaklıkta Orduzu semtindeki Aslantepe ören yeri, pazartesi hariç, mesai saatleri dahilinde açıktır. Müzenin telefon numarası 0(422) 321 30 06, Aslantepe’ninki ise 0(422) 337 10 02’dir. Müzede Fethiye, Gelinciktepe ve Aslantepe kazılarında ele geçen eserler ile Asur ticaret kolonilerine ait ağırlık taşları, taş kabartmalar, Romalılara ait seramik heykelcikler, gözyaşı ve koku şişeleri, Bizanslılara ait seramikler, Selçuklulara ait çini tabaklar bulunmaktadır. Aslantepe ören yerinde, kazı alanı dışında, görülecek pek eser yoktur. Çünkü bu eserler müzeye konulmaktadır.



TARİHİ VE TURİSTİK ÇEKİM YERLERİ

Deniz Turizmi: Malatya’da böyle bir imkan yok. Ancak Karakaya Baraj Gölü üzeri ve çevresinde çekimler yapılabilir.



Kültür Turizmi: Malatya zengin bir kültürel mirasa sahip. Başta Eskimalatya (Battalgazi ilçesi) olmak üzere Malatya’nın tüm ilçelerinde görüntülenebilecek tarihsel mekanlar bulunuyor. Malatya üzerinden Nemrut Dağı’na ulaşılıp çekim yapılabilir.



Kongre Turizmi: 17-31 Temmuz tarihleri arası Malatya Fuarı ve Kayısı Şenlikleri etkinlikleri çerçevesinde kayısı konulu kongre, sempozyum vb.düzenleniyor. İnönü Üniversitesi ve bağlı fakülteler alanlarında (tıp, iktisat, matematik vb.) kongreleri düzenliyor. Ancak bu kongrelerin belirli bir tarihi yok. İhtiyaca göre ilgili fakülte ve üniversitenin işbirliğiyle planlanıyor. Üniversite ile bağlantı kurulup bu tarihler saptanabilir ve çekim yapılabilir.



Kış Turizmi: Malatya tipik karasal iklimiyle kar yağışı alan bir kent. Ancak kış turizmi ile ilgili henüz bir faaliyet yoktur. Beydağı Kayak Tesisleri düşünülmektedir.



Termal Turizm:
Şehre 28 km. mesafede İspendere içmeleri var. Ancak bu turizm dalında ciddi bir faaliyet olduğu söylenemez.



Eko Turizm: Malatya’nın topoğrafik yapısı eko turizme çok uygun. Pütürge ilçesinde yaylalar ve yayla yaşamı belirgin biçimde göze çarpıyor. Akçadağ ilçesine bağlı Levent beldesinde yüzlerce mağara bulunuyor. Nehirleri, barajları ve diğer doğal güzellikleriyle Malatya eko turizme çok şey sunuyor. Özellikle Sultansuyu ve çevresi ile bu mekanda yetiştirilen yarış atları fotoğrafçıların gözde çekim merkezleri arasına girebilir.



Turizm Amaçlı Sportif Faaliyetler: Av turizmi potansiyel oluşturmuyor. Çünkü bilinçsiz avlanma bir çok hayvanın neslini tüketti. Rüzgar sörfü, hava sporları, bisiklet, atlı doğa yürüyüşü ve trekking Malatya’da yaygın turizm faaliyetleri değil. Ancak bu alanda çok yüksek bir potansiyel var, kullanılmıyor. İnönü Üniversitesi Havacılık Kolu Yamaç Paraşütü eğitim ve atlama kursu düzenliyor. Baraj gölleri ve nehir kenarlarında oltayla balık avı yaygın.



Gençlik Turizmi: Eğitim döneminin sonlarında ilk ve orta dereceli okullar ile üniversite öğrencileri Malatya içinde veya yakınında (Adıyaman, Şanlı Urfa başta olmak üzere) mekanları ziyaret ediyorlar.



KÜLTÜR
Halk Oyunları: Halay ve semah halk oyunlarının iki unsurudur. 7,9 veya 11 kişiyle Ağırlama, Alkışta, Aşırma, Bapuri, Berde, Beşayak, Çarşı, Gelin, Kartal Oyunu ve Topal Oyunu halayları çekilir. Belli başlı semahlar ise Hızır, Bozok (Kırklar), Demdem (Dem Geldi), Arguvan ve Kırat Semahı’dır.



Geleneksel Giysi: Modern yaşam geleneksel giyimi önemli ölçüde değiştirmiştir. Geleneksel giyime daha çok kırsal kesimde rastlanır. Kadınlar ak-kara, damalı çarşaf, el dokuması peştamal (kimi yörelerde bervanik diye adlandırılır), çarşafın içine zıbın ve altına şalvar giyerler. Erkekler ise başlarına papak, yakası boğazı iyice saracak şekilde kolları düğmesiz gömlek, göğüs ortasına yelek, bellerine bel kuşağı ve şalvar giyerler. Üzerlerine ise (günümüzde yerini ceket, palto vs. almıştır) aba giyerler.



Yöresel yemekler: Bulgur, et ve kaysı yöresel yemeklerin temel maddeleridir. Bulgur ve et karışımıyla adına köfte denen yaklaşık 70 tür yemek yapılır. Kaysı özelllikle tatlı yapımında yoğun biçimde kullanılır. Analı-kızlı içli köfte, kağıt kebabı, kaysı hoşafı, kaysı tatlısı, tandır ekmeği, sıkma köfte, yaprak sarma belli başlı yemeklerdir.



Yöresel türküler: Malatya Malatya Bulunmaz Eşin, Yüksek Eyvanlarda Bülbüller Öter, Sarıdır Kurdelam Sarı, Tren Gelir Hoş Gelir, Kaleden Kaleye Şahin Uçurdum, Su Gelir Lüle Lüle, Armudu Taşlayalım, Boran Geldi Kış Geldi, Dambaşında Duran Kız , Yüce Dağ Başında Ay Kandil Olur, Bugün Ben Dostumu Gördüm, Güzel Gel Beri Beri, yüzlerce Malatya türküsünden sadece birkaçıdır.



Gelenek-görenekler: Evlenmede görücülük yöntemi halen yaygındır.Geleneksel düğünlerin yanı sıra salon düğünlerine rastlanmaktadır. Doğum öncesi ‘iki canlı’ veya ‘yerikli’ diye nitelenen hamile kadına özel ilgi gösterilir. Evde beşik donatma yapılır. Bebek doğumunun yedinci günü törenle yıkanır. Çocuk ilk dişini çıkarınca ‘diş hediği’ töreni yapılır. Bu amaçla komşulara hedik, yani haşlanmış buğday, dağıtılır. Sünnet düğünü geleneği yaygın olup, kirveliğin toplumsal ilişkilerde saygın bir yeri vardır. Ölüm geleneklerinde ise, dinsel kuralların yanı sıra başka gelenekler de yerine getirilir. Ölü evinde üç gün ateş yakılmaz, ağıt yakılır, ölünün elbiseleri (soyka) yoksullara verilir. Bazı yörelerde ölü evi, bazı yörelerde ise komşular cenazeye gelenlere yemek hazırlarlar. Ölen kişinin mezarı önemli günlerde ziyaret edilir.



ULAŞIM

Karayolu: Terminal şehrin 5 km. dışında Karakavak mevkiindedir. Minibüs, belediye otobüsü ve taksiyle ulaşılabilir. Önemli firmalar : Aksoğanoğlu Zafer, Kayısıkent, VIP Malatyalılar, Medine ve Beydağı Turizm. Bu firmaların saat 13.00, 15.00, 17.00 ve 19.30 İstanbul, 10.30 ve 21.00 Adana, 09.30 , 20.00 ve 21.30, Ankara, 14.00 Trabzon, 12.30 Aydın, 14.00 Antalya ve 15.30, 19.00 İzmir yönüne seferleri bulunuyor.



Demiryolu: Merkez İstasyon mevkiinde. Her gün 14.55’de Ankara’ya Mavi Tren bulunuyor. Pazartesi, Çarşamba, Cuma ve Pazar günü 16.25, Salı, Perşembe ve Cumartesi günü saat 18.10’da ise Ekspres tren seferi var. Kent merkezine 3 kilometre. Taksi, minibüs ve belediye otobüsüyle ulaşılabilir.



Havayolu: Sivil havaalanı olmadığı için Erhaç askeri havaalanı kullanılıyor. Şehre 30 kilometre mesafede. Taksi ve Havayolu şirketi servisleri ile havaalanına varılabilir. THY, Atlas Jet ve Onur Air firmaları haftanın her günü İstanbul – Malatya – İstanbul uçuşları ile Ankara bağlantılı uçuşlar yapmaktadır. Ayrıca İzmir ve Antalya uçuşları da yapılmaktadır. Fly Air firması da Ankara – Malatya – Ankara seferleri yapmaya başlamıştır.


YAPMADAN DÖNME!

Eskimalatya, Aslantepe ve Arkeoloji Müzesi gezilmeli, Sultansuyu ve Nemrut Dağı görülmeli, Nemrut’a çıkarken Kubbedağı’ndaki Vali Çeşmesinde ve Haydaran’da mola verip buz gibi sularından içmeli, merkezde iyi bir lokantada kağıt kebabı, analı – kızlı, içli köfte ve tereyağlı kaysı tatlısı ile Karakaya Barajına bakan lokantalarda balık köfte, Sürgü’de alabalık yenmeli, kayısı ve yan ürünlerinin satıldığı Şire Pazarında alış – veriş yapılmalı





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
Akıp Giden Zaman...
 
Reklam
 
Atatürk Diyor Ki;
 
 
Milli egemenlik
öyle bir nurdur ki,
onun karşısında zincirler erir,
taç ve tahtlar batar,
mahvolur.
Milletlerin esirliği
üzerine kurulmuş müesseseler
her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.


Günün Sözü
 
HAVA DURUMU
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=